Dış dünya eskisi gibi değil. Eskiden daha sinir bozucuydu.Şimdi biraz gelişme kaydettiğini görüyorum. "Senin gibi sürekli evinde oturan biri bunu nasıl anlayabilir ki..." deme. Öyle dememelisin. Böyle şeyleri, nasıl rahatsızlıkları olduğunu bildiğin insanlara söylersen, bu seni acımasız yapar.Ama yine de nasıl anlayabildiğimi sana söyleyeyim. Perşembe günkü pazara giden bir çocuk komşum, bana oradan bir yetenek getirdi. Yeteneği tarif ediyorum: Ihlamur gibi kokan, tarçın gibi tadı olan, dokusu tavuğa benzeyen, rengi safran sarısı, ceviz büyüklüğünde (tariflerim çocuk programlarında öğretilen nesnesel nitelikler gibidir, buna bayılırım. Böyle yapınca hayran kitlem inanılmaz memnun oluyor) bir balık. Ben denizden çıkan herşeye balık diyorum.Bence öyle! O balığı alıp akvaryuma koydum.Dibe çöktü. Bu yeteneği bana satan kişi rahatsızlığımı biliyor olmalı dedim kendi kendime. Çünkü canlıları çok severim. Dışarı çıkacak kadar çok. Yüzemeyen bir balık ne demekti? Nasıl bir trajedi...Onu ölüme terkedemezdim. Bu yüzden, insanlardan dış dünyadan olduğu kadar nefret etmeyen ben, eve bir veteriner çağırmaya karar verdim.Kedi beslediğim için tanıdığım, az konuşan bir veteriner var, numarası buzdolabımın üstünde durur hep,aradım. İçeri girdikten sonra, dış kapının yanında uyuklayan kedinin yanına çömeldi. Karnını okşadı, kulaklarına, patilerine, kuyruğunun altına baktı. "Hmm görünen bir sorunu yok gibi. Davranışsal bozukluklar mı gözlemlediniz?"
"Kedim sağlam. Sana bir balık göstereceğim.Hah, işte buna bak."
"Böyle bir balık yok."
"Tartışma benimle. Denizden çıkmış bu."
(devamı yarın,öbür gün.belki devam etmez.)