29 Mart 2012 Perşembe

Uyku, Üretmek

Uyku, Üretmek

“Gördüğüm en güzel rüyaydı. Hatırlanmaya en değer olan.” Dedi cadı uyanınca. Bu eteklerinde çocuk sallandıran cadı değil. İyi kalpli bir cadı. Sık sık uyur, uykudan uyanınca rüyasını hatırlamak için, kafasına bölük pörçük gelen anları birleştirmeye çalışır. Ya çizer, ya yazar, ya rüyadaki parçalara benzettiği yiyecekleri birleştirir. Neden rüyaların üzerinde bu kadar durduğunu sordum ona bir gün. Cadılığıyla ilgili herhalde, diye düşünüyordum. Ama uyandıktan sonra hazırladığı hiç bir iksire rüyasıyla ilgili bir şey katmadığını gözlemledikten sonra, o her ne yapıyorsa belki cadı olmayanlar da yapabilir dedim. Ona sordum: “Sen rüyalarınla ne yapıyorsun öyle?”

Anlattı:

“Üretmeyi tetikleyen şey, ilk aşama, üretmeyi düşlemek. En son aşaması ise kendiliğinden gelen üretkenlik, su içmek kadar doğal olan üretme dürtüsü.

Üretmeyi tüketilenlerden alınan hazlar düşletiyor. Üretenlerin güzel hayat hikayeleri düşletiyor. Sokakta, duvarlarda, okulda, insanlarla konuşurken,evde tek başına, her yere gizlenen ya da açıkça görünen şey yapmak istediğin şey. Ne güzel olur diyorsun, ben de yapsam diyorsun, yapıyorsun.

Ama düşlemek, kafan meşgulken, çalışırken olan birşey değil. Gün içinde uykuya yatmak güzel bir düş için zemin hazırlayabilir. Yarım saatlik gündüz düşünden uyanınca, ağır, uçuk bir zihinle düşlenenler içini açabilir.

O içler dışarı çıkınca üretim yapılabilir bana göre.”

Cadı, 6 ay önce bana misafir olarak gelmiş, yalnızlığımın ortasına düşen bir umut olmuştu. Saçlarını tararken ellerinin hareketi, anlatırken göz bebekleri, yürüyüşü bir akıştı. Yumuşak, tane tane, ilk defa yapar gibi, tadını çıkararak tarar, anlatır, yürürdü. Eteklerine kasabadaki pek çok kişinin hayallerini saklayan, bundan haz duyan cadının hareketlerine hiç benzemiyordu bunlar.

Bana anlattıklarından sonra gündüz uykularımı ihmal etmedim. Tabi uykudan kalkınca gördüklerimi bir şekilde anlatmayı da. Hergün içlerim dışıma çıkıyordu. Düşümde daha fazla şey görebilmek için daha fazla dışarı çıkıyordum, içimdeki öğrenme aşkı delicesine büyüyordu.

Bir gün cadı gitti. Not bırakmıştı: “Şimdilik İçinde büyüyen merakı ve daha fazlasını gerçekleştirmeye yönelik isteği dizginlemelisin. Hazır olduğunda seni bulcağım. Ve evet. Sana söylemediğim başka şeyler de var.”

5 Aralık 2011 Pazartesi

pazarda bir yeni, cadının etekleri


Cadının etekleri hayal doludur.. Hayalinizi kurarsınız, eteklerinden dökersiniz ve hayaliniz gerçekleşir. Ancak bunun bir bedeli vardır. Çocukluğunuz cadının saçlarında asılı kalır. Sonra ne zaman biri size "Çocukluğunu nasıl geçirdin?" diye sorsa, "Cadının saçlarında asılı kaldım." dersiniz.


24 Kasım 2011 Perşembe

bir adam

Dış dünya eskisi gibi değil. Eskiden daha sinir bozucuydu.Şimdi biraz gelişme kaydettiğini görüyorum. "Senin gibi sürekli evinde oturan biri bunu nasıl anlayabilir ki..." deme. Öyle dememelisin. Böyle şeyleri, nasıl rahatsızlıkları olduğunu bildiğin insanlara söylersen, bu seni acımasız yapar.Ama yine de nasıl anlayabildiğimi sana söyleyeyim. Perşembe günkü pazara giden bir çocuk komşum, bana oradan bir yetenek getirdi. Yeteneği tarif ediyorum: Ihlamur gibi kokan, tarçın gibi tadı olan, dokusu tavuğa benzeyen, rengi safran sarısı, ceviz büyüklüğünde (tariflerim çocuk programlarında öğretilen nesnesel nitelikler gibidir, buna bayılırım. Böyle yapınca hayran kitlem inanılmaz memnun oluyor) bir balık. Ben denizden çıkan herşeye balık diyorum.Bence öyle! O balığı alıp akvaryuma koydum.Dibe çöktü. Bu yeteneği bana satan kişi rahatsızlığımı biliyor olmalı dedim kendi kendime. Çünkü canlıları çok severim. Dışarı çıkacak kadar çok. Yüzemeyen bir balık ne demekti? Nasıl bir trajedi...Onu ölüme terkedemezdim. Bu yüzden, insanlardan dış dünyadan olduğu kadar nefret etmeyen ben, eve bir veteriner çağırmaya karar verdim.Kedi beslediğim için tanıdığım, az konuşan bir veteriner var, numarası buzdolabımın üstünde durur hep,aradım. İçeri girdikten sonra, dış kapının yanında uyuklayan kedinin yanına çömeldi. Karnını okşadı, kulaklarına, patilerine, kuyruğunun altına baktı. "Hmm görünen bir sorunu yok gibi. Davranışsal bozukluklar mı gözlemlediniz?"
"Kedim sağlam. Sana bir balık göstereceğim.Hah, işte buna bak."
"Böyle bir balık yok."
"Tartışma benimle. Denizden çıkmış bu."
(devamı yarın,öbür gün.belki devam etmez.)